HÜDA PAR Gaziantep Milletvekili Demir: Nizip Çayı acilen ıslah edilmeli

HÜDA PAR Gaziantep Milletvekili Demir: Nizip Çayı acilen ıslah edilmeli

ABONE OL
1 Eylül 2023 13:33
HÜDA PAR Gaziantep Milletvekili Demir: Nizip Çayı acilen ıslah edilmeli
0

BEĞENDİM

ABONE OL

HÜDA PAR Genel Sekreteri ve Gaziantep Milletvekili Şehzade Demir, Nizip Çayı’nın ıslah edilmesi için başlatılan projenin bir an önce tamamlanması gerektiğini söyledi.

Halkın sorunlarıyla yakından ilgilenen ve TBMM’de gündeme getiren HÜDA PAR Genel Sekreteri ve Gaziantep Milletvekili Şehzade Demir, fabrikaların atık sularının aktığı ve 20 yıldan bu yana bir türlü çözüme kavuşturulmayan Nizip Çayı sorununu gündeme taşıdı.

TBMM’de düzenlediği basın toplantısında HÜDA PAR’ın haftalık gündem değerlendirmesini kamuoyu ile paylaşan Milletvekili Demir, Türkiye gündeminin yanı sıra Gaziantep’in en önemli sorunları arasında yer alan Nizip Çayı sorununa da değindi.

Demir, Gaziantep’in önemli bir su kaynağı olan Nizip Çayı’nın evsel ve endüstriyel atıkların dökülmesi ile kirlendiğini, kirlenen çayın hem sulama hem de hayvanların su ihtiyacının karşılanmasında tehlike arz ettiğine dikkat çekti.

“Nizip Çayı sağlık açısından ciddi bir tehlike saçıyor”

Nizip Çayı’nın ıslah edilmesi projesinin bir an önce tamamlanması gerektiğini ifade eden Demir, şöyle konuştu:

“Bilindiği üzere Gaziantep’in Nizip ilçesinde evsel atıkların bırakıldığı Nizip Çayı, sağlık açısından ciddi bir tehlike saçıyor. Bu derenin ıslah edilmesi amacıyla Nizip İleri Biyolojik Atık Su arıtma Tesisi projesi hayata geçirildi. 155 milyon TL’lik projenin 2023 yılı başında tamamlanarak faaliyete geçirileceği vaat edilmesine rağmen henüz tamamlanmamış olması tepkilere neden oldu. Hem evsel atıkların hem de bölgede bulunan endüstriyel tesislerin atıklarının Nizip Çayı’na akıtılması, bölge sağlığı açısından büyük tehlike arz etmektedir. Bölge sağlığını tehdit eden bu tehlikenin bertaraf edilmesi ve Nizip Çayı’nın sulu tarıma kazandırılması için projenin hızlı bir şekilde tamamlanması sağlanmalıdır.”

26 Ağustos Malazgirt Zaferi ile 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın, bu coğrafyada yaşayan bütün halkları tek vücudun azaları haline getirdiğini belirten Demir “Bunun kadrini bilmek, bu medeniyete sahip çıkmak ve aynı ruhu, aynı kardeşlik erdemini bilmek biz geride kalanlara bırakılmış bir sorumluluktur.” dedi.

Demir “1071’de kazanılan Malazgirt zaferi, Anadolu topraklarının İslamlaşması anlamında çok büyük bir vakıadır. Alpaslan’ın ordusuna Kürt Müslüman toplumundan da 10 bin kişi, hatta Fars ve Arap Müslümanlar da destek vermiştir. Savaşa katılan Kürt ileri gelenlerinden Molla Yahya, ‘Din kardeşlerimizin yanında cihat etmeye geldik’ diyerek Alpaslan’ın çağrısını cevapsız bırakmamıştır. Sonuçta büyük Rum ordusu kısa sürede mağlup edilmiş ve Anadolu topraklarının kapıları Müslümanlara tamamen açılmıştır. Yine yaklaşık 900 yıl sonra Anadolu topraklarını küffarın işgalinden kurtarmak ve Müslümanlığının devamını temin etmek amacıyla bu coğrafyada yaşayan Türkü, Kürdü Arap’ı, Laz’ı, Çerkez’i ile bütün Müslümanlar binlerce şehit vererek düşmanın işgaline son verdiler.” ifadelerini kullandı.

“Malazgirt ile başlayan, fiili savaş anlamında Büyük Taarruz ile bitmesine karşın günümüze kadar devam eden süreçte bu ağır bedelleri ödeyen ecdat, aslında bize sadece bir toprak parçası bırakmadı. Bu coğrafyada yaşayan bütün halkları tek vücudun azaları haline getiren, aynı değerler uğruna omuz

omuza ölüme koşmalarını sağlayan ruh, İslam kardeşliği ve ümmet şuurudur.” diyen Demir “Onlar aslında bize toprak ile birlikte İslam Medeniyetini miras bıraktılar. Bunun kadrini bilmek, bu medeniyete sahip çıkmak ve aynı ruhu, aynı kardeşlik erdemini bilmek biz geride kalanlara bırakılmış bir sorumluluktur. Türkiye’nin yeni yüzyılı, İslam ortak paydasındaki bu birlik ve kardeşlik ruhu ile yazılmalıdır. Tanzimat dönemi ile birlikte yara almaya başlayan ve Tek Parti iktidarı döneminde açıkça canına kastedilen bu kardeşlik ruhu yeniden ihya edilmeli, kardeşliğin edebiyatı değil, hukuku esas alınmalıdır.” şeklinde konuştu.

“Sorunlar çözülerek eğitim-öğretime başlanmalı”

2023-2024 Eğitim-Öğretim yılının öğretmenler için 4 Eylül, öğrenciler için ise 11 Eylül’de başlayacağına dikkat çeken Demir, “Öncelikle bu Eğitim-Öğretim yılının hayırlı olmasını diliyorum.” dedi.

“Yeni Eğitim-Öğretim dönemi, ne yazık ki yine birçok kronik sorunla birlikte başlamaktadır.” diyen Demir, “İdeolojik eğitim sorunu, batıcılığı ve tabiatperestliği salık veren müfredat sorunu, karma eğitim dayatması, sınav odaklı sistemde ısrar, eğitimde fırsat eşitsizliğine ve nitelik sorununa yol açan kadro ve fiziki yetersizlikler ile anadilde eğitimin önündeki engeller bunlardan bazılarıdır. Bütün bunlar eğitimde en acil ihtiyaç olan ‘insan yetiştirme’ amacından bizi uzaklaştırmış, kendi medeniyetlerine, kendi değerlerine uzak, manevi anlamda çöküntü yaşayan bir gençliğin yetişmesine neden olmuştur.” ifadelerini kullandı.

“Öte yandan ekonomik kriz, öğrenci okutan vatandaşın belini iki kat bükmektedir.” diyen Demir, “Servis ücretleri, kırtasiye giderleri ile diğer eğitim giderleri artan hayat pahalılığı ile birlikte büyük bir külfete dönüşmüştür. Bu bağlamda Zorunlu ve ‘parasız’ eğitimin gereği olarak sıkıntı yaşayan ailelere öğrenci başına destek verilmeli ve servisler ücretsiz sağlanmalıdır. Ayrıca ödenek yetersizliği nedeniyle okulların temel ihtiyaçlarının karşılanmasında ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu nedenle okul idarelerince, velilerden bağış adı altında kayıt parası alınabilmektedir. Bu sorun artık nihai olarak çözüme kavuşturulmalıdır.” şeklinde konuştu.

“Karma eğitim dayatması”

Demir, “Veliler açısından külfete dönüşen bir diğer uygulama ise öğretmenlerin yardımcı kaynak talebidir. Geçen yıl bakanlıkça yardımcı kaynak dağıtımı da yapılarak bu konuda önemli bir adım atıldı. Ancak dağıtım bütün okullarda aynı zamanda yapılamadı ve ciddi gecikmeler yaşandı. Bu konunun da artık sorun olmaktan çıkarılması gerekir. Ya ders kitapları yardımcı kaynaklara ihtiyaç bırakmayacak şekilde hazırlanmalı ya da yardımcı kitaplar zamanında dağıtılmalıdır. Karma eğitim dayatmasından vazgeçilmesi yönündeki çağrılarımız da başta CHP olmak üzere birtakım çevrelerce bağlamından koparılmakta, konunun tartışmaya açılmasının önüne geçilmek istenmektedir. Bizim söylediğimiz şey gayet açıktır; bu meseleye temel insan hakları ve hukukun üstünlüğü perspektifinden bakılmalıdır. Her anne-baba, kendi çocuğunu kendi inanç ve hassasiyetine göre yetiştirme hakkına sahiptir. Eğitimin zorunlu olduğu bir yerde devlet, ebeveynlerin taleplerine göre alternatifler sunmakla mükelleftir. Bu bağlamda her türlü dayatmadan vazgeçilmeli ve karma eğitimin yanı sıra ayrı eğitim sistemi de hayata geçirilmelidir. Ebeveynler hiçbir baskı altında kalmadan çocuklarını istedikleri okullara gönderebilmelidirler.”

 

“Çiftçiler birer hazine gibi korunmalıdır”

Çiftçilerin yaşadığı sorunlara da değinen Demir, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) açıkladığı mısır alım fiyatının beklentilerin oldukça altında kaldığını belirterek, “TMO, geçen sene ton başına 5 bin 700 lira verirken bu yıl sadece 300 lira tutarında bir artışla ton başına 6 bin lira açıklaması büyük bir hayal kırıklığı olmuştur. TMO’nun açıkladığı mısır alım fiyatı, çiftçilerin maliyetlerini karşılamaktan oldukça uzaktır. Bütün girdilerin yüzde 100’ün üzerinde arttığı bir ortamda yüzde 5’lik bir artış, çiftçileri mağdur edecek ve tarımsal faaliyetleri sekteye uğratacaktır.” dedi.

Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir milletin kendi kendine yetebilirliği açısından tarım, stratejik bir öneme sahiptir. Tarımsal ürünlerde dışa bağımlılığın önlenmesi hayati önem taşımaktadır. Bu nedenle biz HÜDA PAR olarak diyoruz ki; çiftçiler birer hazine gibi kıymetli görülerek korunmalıdır. Girdi maliyetlerinin çiftçiyi ekimden koparmasına müsaade edilmemelidir. Bu nedenle çiftçinin mahsulünün maliyetinin altında satılmaması için açıklanan fiyatlar revize edilmelidir. Sorunun kalıcı çözümü için tarıma dayalı sanayi teşvik edilmeli, ihtiyaç fazlası gıda ürünlerinin işlenerek ihraç edilmesi desteklenmelidir. GAP gibi yarım kalmış sulama projeleri süratle tamamlanmalı, sulanabilir tarım arazilerinin miktarı arttırılmalı ve toprak bir an önce su ile buluşturulmalıdır. Tarım arazilerinin şehirleşme ve sanayileşme gibi amaç dışı kullanılması önlenmelidir. Gıda sektörünün en yaşamsal ve stratejik sektör haline geldiği gerçeği artık idrak edilmeli ve bu bağlamda tarımda dışa bağımlılığı ve maliyet artışlarını azaltacak ciddi adımlar atılmalıdır.”

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.